TEKNE

1/2/2009 · Kategori: genel kultur

 

 

Kasım’ın ortası!
Martılar halen tepemde.
Ağları yırtık, balıkçıları bitkin,
Livarı boş bir tekneyim ben.

Yağmur yağıyor bu limana.
Demirleyip gittiler beni bir kuytu köşeye.
Altı midye tutmuş, çapası paslı,
Boyası dökük bir tekneyim.

Yine de tepemde martılar var.
Balık bulmaya dair hep bir umut içlerinde.
Rüzgar soğuk esiyor.
Balıkçılarsa bezgin, terkettiler beni.

Bir kız oturuyor kayalıklarda.
Başı önde, biraz üşüyor.
Belli ki yalnız.
Ya balıkçılarına kızıyor,
Ya da martıları istemiyor.
Bilinmez…

 

Kaan TEMİZEL

 


 

 



.

 



Kalıcı Bağlantı Yorum (yok) Yorum yaz!

BİR TABAK KARPUZ

1/2/2009 · Kategori: genel kultur

 

Otuzlu yaşlarımın yanıbaşındayım artık. “Otuz yaşından önce evlenmeyecek ve kızı Anadolu’dan alacaksın” demişti bir sevdiğim bana zamanında. Çok kızmıştım bu söze. Yaşsa kime ne, hayatı birleştirecek bir insan aranıyorsa coğrafya da ne? Onun ölçüsüne göre epey erken evlenmiş olsam da ikinci söylediğine uymuş sayılırım. Yirmi dördümde evlendim ben. Bazıları “biraz erken değil mi be Kaan!” tepkisini verdi, hem de cümlenin tek harfini değiştirmeden. “Neden ki?” dedim hepsine...

Akrabalarıma baktım, en yüksek evlilik yaşının kız erkek farketmeden yirmi beş yirmi altı olduğu ortadaydı. Yaşıtlarıma baktım sonra... Onların bu sözü söylemesindeki amaç belliydi; “hayatı biraz daha yaşamalı, doymalı bazı şeylere” felsefesi vardı onlarda. “Nasıl ki?” dedim hepsine...

Dedi ki biri;
- Özgür olamazsın, bağlı olursun ve istediğin çoğu şeyi yapamazsın. Eve bağımlı olursun. Bu daha sonra lazım olan bir şey. Şimdi değil be Kaan.

Bir diğeri;
- Aynı kadınla bir ömür be oğlum, daha bu yaşta... Dur bir, hemen ne acele bu... Yaşa biraz hayatı... Sonra vurursun bak başını taşlara.

Beriki;
- Bir askerliğini yap önce, bir arabanı al, kenara paranı koy biraz. Böyle bodoslama olmaz. Kaçıyo mu kız?

Evleneli beş yıl oldu artık. Evet evim vardı artık sürekli ilgi göstermem gereken. Herşey belli bir düzene ve belki de bir rutine oturdu.

Oturdum bir muhasebe yaptım geçenlerde. Evliliğim yüzünden en çok istediğim şeyleri yapabilmiş miydim acaba? Beş yıl önceki bu uyarılara cevaplarım neydi?

Yazmaya başladım, bir kitabın yazımı bile bitti, yayınlanması için uğraşıyorum, ikincisi yolda, pek çok öykü, şiir ve denemeden oluşmuş bir yazı arşivim oldu ve bu arşiv büyüyor. Bir koroya katıldım ve ne kadar kaldığını bilmediğim ömrümün yaşanmışlığına keyifli dakikalar ekledim. Seyirci ve alkış mefhumunu yaşama imkanı elde ettim. Ud kursuna gidip bir parça da olsa makam, nota, üslup ve müziği üretme hazzının ne olduğunu görebildim. Acı Kahvem’i kurduk Yeşim’le. Belki de torunlarımın anacağı, “dedem bak neler yazmış zamanında” diyebileceği bir külliyat bırakıyorum naçizane. Defalarca Ege ve Akdeniz’de tatil beldelerine gidip yorgunluk tatili yaptım. Defalarca Anadolu’nun eski köylerine gidip son derece orjinal tarihi fotoğraflar elde ettim. Yunanca okumayı öğrendim. Sık sık çılgınlar gibi eğlenip biranın, rakının, mezenin gözüne vurduk eşimle birlikte. Eğlenceden yana hiç gözümüz arkada kalmadı. Yüzlerce kitap okudum.

Aynı kadındı eşim, evet. Ben her geçen gün yaşlanırken, göbeklenirken o gençleşip güzelleşti. Birlikteliğin verdiği tecrübe hep daha çok sevmemizi sağladı birbirimizi. Her geçen gün birbirimize daha çok yettik. Ama bu lafı bana edenler bu aralıkta pek de bir kadın veya ilişki sokamamıştı hayatına. Yaşanacak hayatları vardı daha halbu ki. Çok kadın görüp yaşayacaklar ve en doğrusunu seçeceklerdi sonra, doymuş olarak. Bu “doymak” kavramından da iğrenmişimdir hep. Neye doyuluyor? Sevgiye doyulamayacağına göre başka birşey bu. Peki hayatın tüm haz ve güzelliklerine doyup mu biriyle evlenmeli insan? Evlendiği kişiye yazık değil mi? Tüm hislerin dorukta yaşanması en güzeli değil mi? Ben doymuşsam artık, o çorbayı beraber içmenin keyfi nerede?

Askerliğimi yapmadan evlendim, evet. Bir an evvel benle hayatını birleştirmek isteyen birini bulmuştum. Askerliğin hemen olmaması gerekiyordu işim için. Tüm bunları dert etmeyip bir an evvel benle hayatını birleştirmek isteyen biri vardı. Niye erteleyecektim? Arabam yoktu, yürüyerek, minibüse binerek, belediye otobüslerinde dengemizi zar zor sağlayıp yolculuk etmenin keyfini de sürmüş olduk. Çünkü bir daha yaşanması mümkün değildi bunların. Teyp başa sarılmıyor hayatta. Para sıkıntısı çekerken de mutlu olabildiğimizi gördük. Bu bilgiyi kaç paraya satın alabilirdik?

Şimdi çevremdeki yaşıtlarımın çoğu bekar ve yalnız. Artık özgürlükleri tatmin etmiyor onları. Cumartesi akşamları zevk alarak gittikleri bir yer yok, evde oturuyorlar. Sabah işe gidip akşam döndüklerinde yorgun hissediyorlar ve erken uyuyorlar. Beş yıl önceki profilleri aynı gibi çoğunun. Üzerine pek bir şey koyamamışlar. Yalnız yaşayanlar evlerinde bir ikinci ses istiyor. Ailesiyle yaşayanlar artık kendi yaşamını kurup ayrılmak istiyor. Ama “evlenecek doğru dürüst insan da kalmadı” diyor hepsi. Çünkü artık yaş ilerledi. Tahammüllerimiz çok sınırlı. Yirmi dördünün adrenalini şimdi azaldı. Uygun eş kavramı için kriterlerimiz çok arttı. Kabul etmek lazım ki geç kalındı biraz... Ama halen şans var, şans hep var...

Evlenin. Kılı kırk yarmadan ama... Sadece bir tabak karpuzdan bahsetmesi sizin içinizi hoş ediyorsa evlenin onunla. Eğitimi, ailesi, parası, pulu, ideolojisi, espri yeteneği, boyu, posu, kilosu........ Bakın yazarken bile bitmiyor. Bu liste bitmez zaten. Haydi. Beş yıl önceki gibi davranmayın. Yoksa yazının başındaki mısraları tekrarlayan, cebinde parası olan özgürler grubuna daimi üye olursunuz. Benden söylemesi...

Kaan TEMİZEL

 

 

 

 


Kalıcı Bağlantı Yorum (yok) Yorum yaz!

GÜNCEL KITAPLAR

1/2/2009 · Kategori: genel kultur

01/02/2009

 

 

 

 Ey Vatan
Osman Pamukoğlu

Unutulanlar Dışında Yeni Bir Şey Yok'un yazarı Osman Pamukoğlu, Ey Vatan'da Birinci Dünya Savaşı''ndan yenik çıkmış bir ulusun yeniden doğuşunu anlatıyor.

 

 

 

Eleştirel İç Sesinizi Yenin
Robert W. Firestone, Lisa Firestone, Joyce Catlett

İyi hayatı - hayalinizdeki hayatı - yaşıyor musunuz? Öyle ise şüphesiz bu kitaptaanlatılan prensipleri uygulamaktasınız. Ancak, sıklıkla hayal kırıklığına uğruyor, cesaretinizi kıracak durumlarla karşılaşıyorsanız cesaretinizi toplayın, çünkü bu kitap sizin için yazılmıştır.


 

 Var Olmanın Gücü
Eckhart Tolle


Şimdi'nin Gücü, Eckhart Tolle'yi günümüzün en önemli spiritüel öğretmenlerinden biri haline getirdi. Şimdi, Şimdi'nin Gücü'nün devamı niteliğinde olan ve uzun zamandır beklenen bu kitap Tolle'nin güçlü mesajını ve ruhsallığını tamamen yeni bir kuşağa taşıyor....



4

 Erkeğin Kutsal Kitabı
Xaveir Bonde

Bu kitap kadınların içsel doğasını, bilinçaltı kalıplarını, kendini yansıtış şekillerini ve erkeklerle olan iletişimlerinde kullandıkları

Kalıcı Bağlantı Yorum (yok) Yorum yaz!

RECOVER REPAİR RECYCLE

1/2/2009 · Kategori: genel kultur

01/02/2009 

Huntron Scanners
Huntron Scanners
Add Scanning Capabilites to Your Huntron Tracker Model 30 System
Tracker Model 30 shown with Scanner II underneath
Adding a Huntron® Scanner to your Tracker Model 30 system lets you access components using standard DIP clips and cables, custom cables to PCB connectors or interface to a bed-of-nails.You can compare one component with another in real-time (64 pins max.) or use your PC to automate testing and scan up to 128 pins.Huntron Scanners can be used with a Huntron Access Prober to provide Common line connections while the Prober is probing a PCB. This method gives you up to 128 selectable Commons to use. For example, you can connect the Scanner to a connector on a PCB mounted in the Prober using a common ribbon style cable. While the Prober is probing, any one of the lines on the connected ribbon cable can be selected as the Common reference. This would provide you true point-to-point testing capabilities.Note: The ProTrack Scanner will be replaced by the Scanner II and/or the Scanner 31S effective 1/1/2008. This applies to commercial sales only.Scanner II and Scaner 31S users may want to consider these Optional Accessories to enhance their test capabilities.
Highlights:
The Scanner II and Scanner 31S accessories add scanning capability to the Tracker Model 30
All Scanners have a minimum 64 pin capability
The Scanner II can scan up to 128 pins when the A and B channels are combined
The Scanner 31S use standard IDC style connectors
The Scanner II uses the common SCSI-2 (68 pin) style connectors
Up to 8 Scanner IIs can be “daisy-chained” to increase the available number of test pins
Selecting Accessories for your Scanner IIThe Scanner II accessories for interfacing to your printed circuit board come "ala carte". This means that you select the accessories you want included with your Scanner. Choose from SMT or through-hole style DIP clip and cable kits (Scanner Adapter required with Scanner II) or a mutli-pin breakout cable. Details on these accessories are provided on this page.
Specifications
Max. Number of Test pins
Scanner IIScanner 31SProTrack Scanner
128 (per Scanner)64128 (both channels combined)
Number of Channels
Scanner IIScanner 31SProTrack Scanner
212
Number of Pins per Channel
Scanner IIScanner 31SProTrack Scanner
646464
Front Panel Connectors
Scanner IIScanner 31SProTrack Scanner
SCSI-2 (68 pins)IDCIDC
Part Number
Scanner IIScanner 31SProTrack Scanner
99-039399-039999-0098
Dimensions (Scanner II and 31S)
11.1in W x 1.8in H x 8.6in D(28.2cm W x 4.6cm H x 21.8cm D)
Certifications
CE and ETL listed
Warranty
1 year limited
Supplied Accessories with Scanners
Huntron P/N
Qty
Description
Available Online?
All Scanners
06-5217
1
Manuals CD

Scanner II
98-0480
1
Interface Cable
-
Scanner 31S
98-0103
1
Cable Assembly, 20 pin clip

98-0102
1
Cable Assembly, 40 pin clip

07-1234
1
Clip, 20 pin
-
07-1230
1
Clip, 40 pin
-
98-0480
1
Interface Cable

 

01/02/2009

 


Dine on a whim or indulge in five star fare with an exquisite selection of world class wines, haute cuisine and gourmet on the go. Party casino style and revel in the game for the ultimate players’ night out or excite the senses and spice up your night with the most stunning live entertainment on the Glitter Strip.

Whether you’re chasing the action or the ultimate escape, Conrad Jupiters on Queensland’s stunning Gold Coast will elevate your expectations combining the luxury of a five star hotel with the buzz and excitement of seven award winning restaurants, eight funky bars and 24 hours of non-stop casino action.

Set among six hectares of landscaped garden, the hotel has 594 superbly appointed guest rooms with sweeping views across the Pacific Ocean and the rugged Gold Coast hinterland, 29 luxury hotel suites and two spectacular penthouses. You’re also minutes away from the finest shopping on the Gold Coast and some of the most pristine beaches in the world.

Conrad Jupiters has celebrated over 2 decades at the top with a $53 million casino refurbishment including the expansion of the gaming floor featuring stunning balconies with views of the Gold Coast skyline, a new casual dining restaurant ‘Bite’ and two lively new bars, ‘J bar’ and ‘Quid.’

An additional $16 million dollars has been spent on a hotel and convention upgrade including a sophisticated new Reception Area, Cutting Edge Business Centre and Champagne Lobby Lounge and a contemporary, new look and feel for over 442 superior hotel rooms. Technological updates include high speed broadband connection for laptops, plus a high definition 32”LCD screen with an ipod compatible, slim line data pan

 

Kalıcı Bağlantı Yorum (yok) Yorum yaz!

HOBİ NEDİR

1/2/2009 · Kategori: genel kultur

01/02/2009 

 

 

   İnsanların zevk için uğraştığı şeylere hobi denir. Pul, taş, para türünden bir şeyler toplamak, yani koleksiyonculuk, sevilen bir hobidir . Örgü, nakış, ahşap oyma gibi el becerisi gerektiren işler de hobi olabilir . Gene hobi olarak spor, bahçecilik yapılabilir, hayvan yetiştirilebilir . Hobi keyif veren bir uğraştır. Aynı hobiye ilgi gösterenler bazen , dernek ya da kulüp kurarlar .Hobi para da kazandırabilir . Pul ve para koleksiyoncuları ellerindeki bazı parçaları değiş tokuş eder ya da satarlar .

Kalıcı Bağlantı Yorum (yok) Yorum yaz!

BUNLARI BİLİYORMUSUNUZ

1/2/2009 · Kategori: genel kultur

14/6/2008

 

En uzun sure ucan tavuk 13 saniye havada kalmistir.
El tirnaklari ayak tirnaklarina oranla 4 kat daha hizli uzarlar.
Yilda ortalama 10 milyon kez goz kirpariz.
Yarasalar bir magaraya girdiklerinde once sola donerler.
Sogan dograrken sakiz cignemek goz yasarmasini onler.
Ortalama bir insan gunde 13 kez guler.
Kalbimiz gunde ortalama 100.000 kez carpar.
Thomas Edison karanliktan korkardi.
Dunyanin en eski sakizi bundan 9000 yil oncesine aittir.
Beyaz Saray'da 13092 adet catal, bicak, kasik vardir.
Ortalama bir insan, yilda 1460'in uzerinde ruya gorur.
Bir insan, omuru boyunca ortalama 35000 kurabiye yer.
Timsahlarin dilleri damaklarindadir.
Muz veya yesil elma koklamak zayiflamaya yardim eder.
Aslan kukremesi 5 mil oteden bile duyulabilir.
Bir fare, susuzluga bir deveden daha fazla dayanabilir.
Bogalar renk korudur.
Kirpiler suda batmaz.
New York'ta her gun ortalama 36.000.000 telefon gorusmesi yapilmaktadir.
Sibirya'da insanlar sutu, donmus cubuklar seklinde alirlar.
Las Vegas'taki kumarhanelerin hic birisinde saat yoktur.
Italyan bayragini Napoleon Bonaparte tasarlamistir.
Italya'nin Siena kentinde, ismi Mary olanlarin fahiselik yapmasi yasaktir.
Uzay yolculugunda tasinacak her extra kilo icin gerekli olan yakit miktari 530 kg dir.
Istokozlarin kani mavi renktedir.
Timsahlar daha derine batabilmek icin tas yutarlar.
Kalinligi ve buyuklugu ne olursa olsun hicbir kagit parcasi 7 kereden fazla katlanamaz.
Suudi Arabistan'da bir kadin kocasina kahve yapmazsa bu bosanma nedenidir.
Bir köpekbaligi 100 milyon damla deniz suyu içindeki bir damla kani hissedebilir.
Insan midesi, 2 haftada bir iç zarini yenilemek zorundadir; aksi halde kendi kendini sindirir.
Eger agzimiza attigimiz bir seye tükürügümüz degmezse, onun tadini anlayamayiz.
Erkek peygamber devesi, disinin kokusunu 7 mil öteden duyabilir.
Zürafa, kulagini 53 santim uzunlugundaki dili ile temizler.
Lübnan'da disi bir hayvanla cinsel iliskiye girmek serbesttir, ama erkek hayvanla yasaktir.
Her insanin dilinin izi de parmak izi gibi farklidir.
Einstein, 9 yasina kadar düzgün konusamamistir. Ailesi onun özürlü oldugunu düsünmüstür.
Her gün dogan çocuklarin ortalama 12'si yanlis anne babaya verilmektedir.
Kagit para sanildigi gibi kagittan degil pamuktan yapilir.
Çikolatanin köpekleri öldürdügü dogrudur. Onlarin kalbine ve sinir sistemine zarar verir. Yarim kilo kadar çikolata küçük bir köpegi öldürebilir.
Birçok ruj çesidi balik pulu içerir.
Katil balinalar köpekbaliklarinin midesine alttan torpil gibi vurarak onlari öldürür.
Karadul örümceği, bir günde 20 eşini yer.
Beş gözü olan arılar, her yıl yılandan fazla insan öldürüyor.
Uçan balıklar 90 metreye kadar yükselebiliyor.
Güvelerin mideleri yoktur.
Dünyanın en büyük yumurtası köpekbalığınınkidir.
Köstebek bir gecede 90 metrelik tünel kazabilir.
Bedenine oranla en büyük beyin karıncalardadır.
Bir bukalemunun dili, bedeninin iki katı uzunluğundadır.
Kalkan balıkları yavruyken dişidir ancak 5 yaşına geldiklerinde birçoğu erkeğe dönüşür.
Bir salyangozun diş sayısı 25 bini bulabilir.
Çita, saatte 70 kilometre hıza iki saniyede çıkar.
Salyangozlar yemek yemeden üç yıl uyur.
Hindiler yağmurda başlarını havaya kaldırır.
Tarantula örümcekleri 2.5 yıl aç kalabilir.
Bir farenin spermi, filin sperminden uzundur.
Balinalar geri geri yüzemezler.
Dünyadaki tüm karıncaların ağırlığı, tüm insanların ağırlığının 10 katıdır.
Kaburgasız doğan develerde 3 çift gözkapağı var.
Sivrisinek kovucu spreyler sinekleri kovmuyor.
Sizi gizliyor. Sivrisineğin alıcılarını bloke ederek sizin orada olduğunuz anlamamalarını sağlıyor. Taze kakao, içinde bulunan sıvı kan plazması yerine kullanılabiliyor.
Maymunlar her yıl uçak kazalarından daha fazla insanın ölmesine neden oluyor.
Uyurken TV izlerken olduğundan daha fazla kalori harcarsınız!!
Kupa papazı, bıyıksız olan tek papazdır!
Boeing 747'nin kanatları uçakla uçmayı ilk başaran Wright Kardeşlerin uçtuğu mesafeden daha uzundur.
Venüs saat yönünde dönen tek gezegendir!
Sabahları elma kahveden daha fazla uykunuzu açar!
Evinizdeki toz parçacıklarının büyük çoğunluğu ölmüş deri dokusudur.
Marilyn Monroe'nun altı adet ayak parmağı vardı!
İnekler merdiven çıkabilir, ama inemezler! Ördeklerin vak sesi yankı yapmaz, nedenini de kimse bilmez!
8 yil 7 ay 6 gun boyunca ciglik atmakla olusacak ses enerjisiyle, bir bardak nescafelik su isitilabilir.
6 yil 9 ay boyunca "PIRT" yapildiginda cikacak gazla, bir atom bombasi uretilebilir.

 

 

Türkiye Cumhuriyeti Bayrağı’nın nasıl şekillendirildiğini pek çok farklı kişiden pek çok farklı rivayetle dinlemişizdir. Ben bugün önceden duymuş olduğunuz veya olmadığınız farklı bir yaklaşımı irdeleyeceğim.

Roma İmparotorluğu zamanında İstanbul nüfusunun Grek kesimi için mitolojik tanrılar büyük önem taşımaktadır. Av tanrıçası Artemis bunlardan biridir. Halk için Artemis’in ayrı bir önemi daha vardır. Çünkü bu tanrıçanın İstanbul’u koruduğuna inanırlar. Bilenler bilir, av tanrıçası Artemis’in bu özelliğini simgeleyen bir yayı bulunur. Tüm Artemis ikonalarında tanrıça elinde bu yayı tutar.

İstanbul sakinleri de bu dönemde evlerinin en tepesine Artemis’i simgelemesi için bir yay koyarlar. Neredeyse İstanbul’un tüm evlerinin tepesinde Artemis’in yayı bulunmaktadır. Bu adet senelerce devam eder. Yaysız ev yok gibidir.

Ancak bir gün işler tersine döner. Roma İmparatorluğu bölünür. İstanbul ise Doğu Roma İmparatorluğu (Bizans İmparatorluğu) içinde yer alır. Devletin ilk imparatoru Kostantin kendisinin de yeni kabul ettiği hristiyanlığı mitolojinin çok çok üstünde tutmaktadır. Bu yüzden şehrin mitolojik bir öğe olan Artemis yayı yerine dini bir sembolle simgelenmesini ister. Bunun için en ideal seçim Hazreti Meryem’in simgesi olan beş köşeli yıldızdır. Kostantin’in bu isteğine ciddi bir kesim itibar gösterir. Pek çok evin tepesine yıldız sembolü koyulmaya başlanır. Ancak bir o kadar hane de yay kullanmaya devam eder. İlerleyen zamanlarda İstanbul sakinleri hem yıldız hem de yayı beraber kullanmaya başlarlar. Ta ki İstanbul’un fethinin gerçekleştiği 1453 yılına gelindiğinde şehrin çatılarının neredeyse tümünde yay ve yıldız birlikte bulunur. Bugün bile İstanbul’da pek çok eski yapının üstünde sadece yay veya yay ve yıldız beraber görülebilmektedir. Diğer şehirlerin yapılarında bu sembolleri göremeyiz. Fethin sonrasında bu görünüm Sultan Mehmet’in de ilgisini çeker. Osmanlı Bayrağı’na bu görünüm işlenir. Bu bağlamda belki de Ay-Yıldız değil Yay-Yıldız demek daha doğrudur bu ambleme.

Peki ya bayrağımızın kırmızı rengi nasıl belirlenmiştir? Bu renk için yazacağım yaklaşım da şu; Aslında bayrağımızın rengi kırmızı değil kızıldır. “Kızıl” kelimesi bir topluluğu oluşturan tüm yaş, cinsiyet ve etnik grupları temsil eder. “Kızılca kıyamet” kelimelerinin sakladığı anlam da “çeşitli yaş, cinsiyet ve milletten oluşmuş insan kalabalığı” demektir. Yani bu kızıl rengin bayrağımızda bulunma amacı da budur; tüm etnik kökenlerden bu topraklarda yaşayan, dil ve tarih birliğimiz olan insanlar... Kızıl kelimesini Rusya’daki sosyalist devrimin ardından millet olarak kullanmaz olduk. Al bayrak demeye başladık bayrağımıza. Ama o zamana kadar bu bayrağın rengi kızıldı.

Bahsini ettiğim iki yaklaşımı birbirine yapıştırınca çok da anlamsız bir tablo ortaya çıkmıyor gibi. Ama yine de bu yazdıklarım doğrudur diye bir iddiam yok. Verdiğim bilgilerin içinde de eksikler olabilir. Ama merak edenler için, araştırmak isteyenler için belki yeni bir ışık olur diye yazdım bunları. Yada bunlar zaten pek çok kişinin bilgisi dahilindeydi de benim haberim yoktu. O da olabilir. Eğer öyleyse cehaletim affola... Kaan TEMİZEL

 

Kalıcı Bağlantı Yorum (yok) Yorum yaz!

baba sevgisi

1/2/2009 · Kategori: genel kultur

SABRI(SEVGİSİ) 01/02/2009 

 

 

80'ine merdiven dayamış yaşlı baba ile onu ziyarete gelen 45 yaşında ve saygın bir işi olan oğlu salonda oturuyorlardı.


Hal-hatırdan, çoluk çocuktan, havadan sudan sahbet ettikten sonra oğlu susmuş, ayrılmanın sinyalini vermişti.


O anda üzerinde oturdukları sedirin yanındaki pencerenin pervazına bir karga kondu.


Yaşlı baba kargaya gülümseyerek biraz baktıktan sonra oğluna sordu: 'Bu ne oğlum?'
 
Oğlu şaşkın, cevapladı: 'o bir karga baba.'


Yaşlı baba kargaya biraz daha baktıktan sonra yine sordu: 'Bu ne oğlum?'
 
Oğlu daha da şaşkın, yine cevapladı: 'Baba, o bir karga'
 
Karga hâlâ pervazda, komik hareketlerle başını sağa sola çeviriyor, başını yan yatırıyor, havaya bakıyor, sonra başını yine onlara çeviriyordu. Yaşlı baba üçüncü defa sordu: 'Bu ne?'
 
Oğlunun şaşkınlığı sabırsızlığa dönmüştü: 'O bir karga baba, üç oldu soruyorsun. Beni işitmiyor musun?'
 
Yaşlı baba dördüncü defa da sorunca oğlunun sabrı taştı ve sesini yükseltti: 'Baba bunu neden yapıyorsun? Tam dört defadır onun ne olduğunu soruyorsun, sana cevap veriyorum ve sen hâlâ sormaya devam ediyorsun. Sabrımı mı deniyorsun?'
 
Babası yüzünde hâlâ bir gülümseme, yerinden kalktı, içeri odaya gitti ve elinde bir defterle döndü. Bu bir hâtıra defteriydi. Oturdu, sayfalarını karıştırdı ve aradığını buldu. Sevgiyle gülümsemeye devam ederek sayfası açık bir vaziyette defteri oğluna uzattı ve o sayfayı okumasını söyledi.
 
 
'Bugün 3 yaşındaki minik yavrumla salondaki sedirde otururken yanıbaşımızdaki pencerenin pervazına bir karga kondu. Oğlum tam 23 defa onun ne olduğunu sordu. 23 soruşunda da ona sevgiyle sarılarak, onun bir karga olduğunu söyledim. Rahatsız olmak mı? Hayır! Onun sorusunu masumca tekrar edişi içimi sevgiyle doldurdu.'
 'Rabbin, sadece kendisine kulluk etmenizi, ana-babanıza iyi davranmanızı kesin olarak emretti. Eğer onlardan biri, ya da her ikisi senin yanında ihtiyarlık çağına ulaşırsa, sakın onlara 'öf' bile deme; onları azarlama; onlara tatlı ve güzel söz söyle.'  (İsra, 23)

 

Kalıcı Bağlantı Yorum (yok) Yorum yaz!

« Önceki ::