1/2/2009 · Kategori: _ocuk
Oyun insan ve hayvanların var olmasıyla başlamıştır. Hayvanların oyun oynadıklarını düşünmek ilk başta garip gelebilir. Ama gerçekten etrafımızdaki hayvanları dikkatlice izlediğimizde onların oynadıkları oyunları görebiliriz. İki köpeğin birbiriyle kovalaşması, birinin diğerini yakalayınca yere yatırması, ısırıyormuş gibi yapması, sonra diğerinin onu alt etmesi, tekrar kaçması ve bütün bunları yaparken de değişik sesler çıkarmaları yaptıkları eylemin oyun olduğunu ve iki köpeğin de bu işten zevk aldıklarını gösterir. Kedileri, kuşları izlediğimizde de benzer oyunlar oynadıklarını görürüz. Kedi yavrusunun önündeki topu sağa sola yuvarlaması, üzerine atlayıp yakalamaya çalışması, yeni emekleyen çocuğun topu tutmak için yaptığı hareketlerle benzerlik göstermektedir. Doğal olarak insanların çocukluklarının ilk dönemlerinden sonraki oyunları zihinsel gelişimleriyle paralel olarak biçim değiştirmekte zekanın ürünü olmaktadır.
İnsanoğlunun ataları, çevrelerinde gördükleri şeyleri taklit ederek, yaptıkları eylemleri hareketlerle birbirine anlatarak farkında olmadan oyunu yaratmışlardır. Avını avlayan insan avını nasıl avladığını hem kendisinin hem de avının yaptığı hareketleri taklitlerle diğer insanlara anlatmıştır. Daha sonraki dönemlerde sırrını çözemedikleri doğal olaylar karşısında çeşitli eylemlerde bulunmuşlardır. Gündüzlerin ardından gelen gece, şiddetli yağmur, gök gürültüsü, kasırga onları korkutmuş, gündüzün çabucak gelmesi, yağmurun, gök gürültüsünün ve kasırganın bir an önce son bulması için bilinçsiz hareketler yapmışlardır. Bu hareketler zamanla bilinçli yapılan büyüsel törenlere dönüşmüş ve oyun bu aşamada kültürel bir özellik kazanmıştır.
Büyüklerin avlarını nasıl avladıklarını anlatırken onları izleyen çocuklar, onun, elindeki sopasını, taşını, avına nasıl attığını günlük yaşamlarında taklit etmişler ve büyüklerine özenerek benzer hareketleri yapmaya başlamışlardır. Bu tür oyunlar çocuklar tarafından nesilden nesile geliştirilerek aktarılmış ve bugünkü oyunları oluşturmuştur. Kaydırak oyunundaki gibi değneklerle ve taşlarla yere konan bir hedefi vurmak, çeliğe vurup uzağa götürmek, bir grubun çeliği çelerken diğer grubun onu yakalamaya çalışması, saklambaç oyunlarında saklanan oyuncuyu arayan ebenin, sakladığı yerden, ebeden önce kaleye gelmeye çalışan oyuncunun tavır ve hareketleri ilkel insanın avcılık sırasında yaptığı hareketlerin benzeri gibidir.
Çocuk oyunları içerisinde taşla, aşıkla oynanan oyunları genelde en eski oyunlar olarak kabul edilmektedir. Arkeologlar yaptıkları çeşitli araştırmalarda bu oyunları anlatan kabartmalar ve mağara resimleri bulmuşlardır. British Museum’da bulunan topraktan bir heykel iki kızı aşık oynarken göstermektedir. Heykelin yapılış tarihi İ.Ö. 800 yılını göstermektedir. Eski Mısır’da bulunan Orta krallık dönemi duvar resimlerinde oyun tahtası üzerinde oynanan oyunlar, sıçrama oyunları, yine İ.Ö. 2600 yılında Mısır’da Ak-hor mezarında bulunan duvar resminde bir kız el vuruşma oyunu oynarken gösterilmektedir. Yunan çömlek resimlerinde tavlaya benzer bir oyuna rastlanmıştır. Ayrıca aşık, sopayla çember sürme, topaç ve top oyunları oynandığına dair resimler bulunmuştur. Komşu uygarlıklardaki bu örnekleri çoğaltmak mümkündür.
Anadolu’da yaşayan uygarlıklara ait birçok mezar stellerinde de çocuk yaşantısıyla ilgili bilgiler bulunmaktadır. Genç Hitit döneminde Maraş’ta bulunan ortostadlarda ışık kemiği ve kırbaçla oynayan çocuk resimlerine rastlanmaktadır.
Bizans dönemine ait mozaiklerde çember çeviren çocuk, dama, dokuztaş oyunu çizimleri bulunmaktadır. Türklerdeki çocuk oyunlarıyla ilgili yazılı bilgileri de Dede Korkut hikayelerinde buluruz. “ Divanü Lügat-it Türk’te oyun, oyunla ilgili terimlere rastlıyoruz.
Diğer önemli bir kaynak Evliya Çelebi’nin Seyahatname adlı eseridir. Thomas Hyde 1963 tarihinde yazmış olduğu De Ludis Orientalibus adlı eserinde şu Türk oyunlarının tanımını vermiştir. Allı dikli oyunu, Aşık oyunu, Atlanbaç oyunu, Bızdık oyunu, Çalık oyunu, Dokuztaş oyunu, Dur Tut oyunu, El oyunu, Falaka oyunu, Fırlak oyunu, Gerdan oyunu, Koz veya Ceviz oyunu, Kumar oyunu, Mangala oyunu, Siramana oyunu, Satranç oyunu, Sultan oyunu, Tabanca oyunu, Takla oyunu, Tavla oyunu, Tek mi çift mi oyunu, Top oyunu, Tura oyunu, Uzun Eşek oyunu, Yumurta oyunu.
Daha sonraki yıllarda çocuk oyunları nesilden nesile aktarılmak ve zenginleşerek günümüze kadar gelmiştir
1/2/2009 · Kategori: _ocuk
“Çocuk” Türkçe bir sözcük ve sözlükte 7 tane karşılığı var: 1- Küçük yaştaki oğlan veya kız; 2- Soy bakımından oğul veya kız, evlat; 3- Bebeklik ile erginlik arasındaki gelişme döneminde bulunan oğlan veya kız, uşak; 4- Genç erkek; 5- (mecaz) Büyükler arasında daha az yaşlı olan kişi. ; 6- (mecaz) Büyüklere yakışmayacak biçimde düşüncesizce davranan kimse; 7- (mecaz) Belli bir işte yeteri kadar deneyimi ve yeteneği olmayan kimse.
“Çocuk” kavramının modern bir tanımlaması 20 Kasım 1989′da Birleşmiş Milletler Çocuk Hakları Sözleşmesi ile yapılmış: “Ulusal yasalarca daha genç bir yaşta reşit sayılma hariç, 18 yaşın altındaki her insan çocuk sayılır.” Birleşmiş Milletler (BM)’nin böyle bir tanımlamaya gitme nedeni trajik: Çocukların fiziksel ve psikolojik baskıya maruz kalmaları. ( istismar )
…
BM ve Türk Dil Kurumu (TDK ) ‘nın çocuk tanımlamalarını karşılaştırınca, Türk toplumunun çocuğa bakış açısını apaçık görmek mümkün. Düşüncesizliğin ya da acemiliğin çocuklukla bağdaşlaştırılması bizim çocuğa bakış açımızı gözler önüne sermiyor mu? İnsan geleceğinin kutsal bir parçası olan çocuğun küçümseyici deyimlere konu olması ait olduğu toplumun geleceği hakkında da ipuçları veriyor. Çocukluğu düşüncesizlik ve acemilikle özdeşleştirmek, ancak kendi geleceğimizi düşüncesizce ve acemice biçimlendirmek olabilir. Hayal gücü küçümsenen, ifade ettiği etmediği düşünceleri göz ardı edilen, başkalarının yanında yaptığı hareketlerle büyüklerince çoğu kez utanç kaynağı olarak görülen çocuk, ilerisinin çarpıklığını ve tekdüzeliğini simgelemekten öte ne yapabilir?
Aileler, dolayısıyla toplumlar, çocuklarına sundukları özgürlük ölçüsünde özgürdür. Yasağa ve yasaklamaya alışmış insanımız, doğal olarak, bunları kendi geleceğine, çocuklarına, yansıtmaktan geri durmuyor. Kişisel ve toplumsal özgürlüklerin farkında olmayan; sınırları başkalarının, hem de en yakınlarının, elleriyle çizilen çocuk, sadece kendisine verilen evrensel bir takma isimle büyüyebiliyor. Sonuç ise iç karartıcı, hazin bir tablo: reşit olma yaşı 18′e kendini ifade etmekten yoksun giren; üçgenin iç açıları toplamı, çarpım tablosu, iki paralel arası mesafe, metanefroz böbrek ve Tanzimat şairleri ekseninde dönelip duran insan yığınları. Bundan sonrası gerçekten bir trajedi: Bir yanda güncel gelişmeleri gereksiz ve sıkıcı bulan, sosyal ortamı televizyon ve magazin üzerine kurulmuş bir gençlik. Öte yanda gençliği ülkenin duruma kayıtsız kalmakla eleştirmeleri ve “ah o eski gençlik” iç geçirmeleriyle ebeveyn - yaşlı grubu.
Çocuğun yetiştirilmesi, onun kendini “birey” olarak hissetmesini sağlamakla mümkündür. Çünkü birey, toplumun ve toplumdaki konumunun farkında olan, kendini bu konum içinde değerlendirebilen ve ifade edebilen insandır. Kendini küçük yaştan itibaren birey olarak nitelendiren bir çocuk, kendini ve kendini ifade etmesini öğrenecek ve bu öğrendikleri ile kendi çevresini anlayacak ve tanıyacaktır. Aynı şekilde çevresi de çocuğu ifade ettikleri ile tanıyacak ve toplum çocuğa evrensel konumunun yanında ulusal ya da yerel bir konum biçecektir. Bu hem insanın topluma karşı duyarlılığı açısından önemlidir, hem de toplum kendi geleceğini belirleyecek insana bir kuvvet kazandırmıştır.
…
“Çocuk”, evrensel ya da ulusal bütün tanımlamalardan öte bir anlam taşır. Bu anlamı biçimlendirecek olan ise çocuğu kendisidir. Önemli olan bu biçimlendirmenin bilinçli ve özgür bir ruh ile yapılmasıdır. Çocuk, bilinçli ve özgür bir ruhu hak eden - belki de – evrendeki en saf varlıktır.
Kalıcı Bağlantı Yorum (0)
1/2/2009 · Kategori: _ocuk
Ruhsal sorunlar gün içindeki hayatımızın yanı sıra uyku düzenimizi de bozabiliyor...
Uzman psikolog Faruk Bozkır, yaşam kalitesini önemli ölçüde bozan uyku bozukluklarının çocuk ve ergenler için de ciddi bir problem olduğunu belirterek, "Ruhsal sıkıntılar, bedensel hastalıklar uykunun süresini, düzenini geçici olarak bozabilir" dedi.
"Yaşam kalitesini ciddi biçimde bozuyor"
Trabzon Numune Eğitim ve Araştırma Hastanesi'nde görevli psikolog Faruk Bozkır, ruhsal sıkıntılar ve bedensel hastalıkların uyku süresi ve düzenini geçici olarak bozduğunu söyledi. Geçici uyku bozukluklarının, uyku bozukluğu olarak değerlendirilemeyeceğini kaydeden Bozkır, "Hepimizin uykusu zaman zaman bozulabilir. Ruhsal sıkıntılar, bedensel hastalıklar uykunun süresini, düzenini geçici olarak bozabilir. Bu durum uyku bozukluğu değildir. Uyku bozukluğu olması için uyku kalitesinde bir aydan az olmamak koşuluyla ciddi bozulmalar yaşanması gerekir" dedi. Yaşam kalitesini önemli ölçüde bozan uyku bozukluklarının çocuk ve ergenler için de ciddi bir problem olduğuna dikkat çeken Bozkır, bu durumun çok sayıdaki belirtilerini şöyle sıraladı:
Beklenenden erken uyanmak
"Gece korkarak ya da ağlayarak uyanılır. Korku diye adlandırılan bu durum daha çok kız çocuklarında görülür. Uykuda diş gıcırdatması ya da konuşma olur. Çocuğun uykudan bağırarak, titreyerek, sıçrayacak yatağından kalkması, tüm uyaranlara rağmen uyanmadan tekrar yatağa dönmesi, sabah da bunları hatırlayamaması halidir. Bu durum 'gece terörü' diye adlandırılır. Gece uykuda yürümek uyurgezerlik olarak adlandırılır. Uykuya dalmakta zorlanma, gece süresince nedensiz uyku bölünmeleri ya da sabah beklenenden erken uyanması hali yaşanır. Uykuya dalarken ya da uyanıkken olağan dışı davranışlar ya da yaşantılar meydana gelir."
"Bedensel rahatsızlıklar da uykuyu bozabilir"
Uyku bozukluklarının sebepleri hakkında bilgi veren Bozkır, "Bireysel farklılıklardan dolayı uykuya olan gereksinim de değişebilir. Uyku bozukluğu kişinin yaşamakta olduğu bir strese bağlı olabilir. bebeklikte uyku düzenlenmesinde aksaklıklar olabilir. Geçirmekte olduğu ruhsal bir bozukluğun belirtisi olabilir. Karanlık, hırsız gibi korkular olabilir. Ebeveynin yersiz kaygısı nedeniyle yaptığı sık kontrollerden olabilir. Seyrettiği ve korktuğu bir TV programı, arkadaşlarının korkutucu şaka ve parapsikolojik hikayeleri, evde büyüklerin yaptırım aracı olarak yanlış ve korkutucu anlatımlar olabilir. Bedensel rahatsızlıklar, uyku yerinin dağınıklığı ve koşullarının kötü olması da uyku bozukluklarının sebebi olabilir" diye konuştu.
"Ortam koşullarının devamı"
Uykunun düzensizliğiyle ilgili sorunların ilk 3 yıl içinde ortaya çıkmaya başladığına işaret eden Faruk Bozkır, "Gece korkuları ve kabuslar 3 yaş sonrasında, gece terörü 5-12 yaş arasında, uyurgezerlik 5-15 yaş arasında ortaya çıkmaktadır. Bebeklik ve çocukluk dönemi dediğimiz 0-6 yaş arası dönemde ailenin özellikle annenin çocuğun biyolojik yapısına uygun olarak uyku düzenlemesi önemlidir. Uykunun geldiğini fark etmesi gerekir. Anne-babanın kendi gereksinimi, kaygı ve korkuları için çocuğun uyku şekli ve yerine müdahale etmemeleri gerekir. Çocuğun kendi yatağında yatması sağlanmalıdır. Uyku öncesi konuşma, temizlenme, kitap okuma, masal okuma, müzik dinleme gibi bir dönemin yaşatılması olumlu olur. Uyuma koşullarının yanı sıra uyutma disiplini sağlanmalıdır. Uyku ortam ve koşullarının devamlılığına özen gösterilmelidir. Yatmadan önce gün içinde önemli olaylar yaşanmış ise onlar konuşulmalıdır. Bu önlemler yeterli değilse en erken zamanda bir uzmana başvurmak gerekir" şeklinde açıklamalarda bulundu.(iha)
1/2/2009 · Kategori: _ocuk
Oyun insan ve hayvanların var olmasıyla başlamıştır. Hayvanların oyun oynadıklarını düşünmek ilk başta garip gelebilir. Ama gerçekten etrafımızdaki hayvanları dikkatlice izlediğimizde onların oynadıkları oyunları görebiliriz. İki köpeğin birbiriyle kovalaşması, birinin diğerini yakalayınca yere yatırması, ısırıyormuş gibi yapması, sonra diğerinin onu alt etmesi, tekrar kaçması ve bütün bunları yaparken de değişik sesler çıkarmaları yaptıkları eylemin oyun olduğunu ve iki köpeğin de bu işten zevk aldıklarını gösterir. Kedileri, kuşları izlediğimizde de benzer oyunlar oynadıklarını görürüz. Kedi yavrusunun önündeki topu sağa sola yuvarlaması, üzerine atlayıp yakalamaya çalışması, yeni emekleyen çocuğun topu tutmak için yaptığı hareketlerle benzerlik göstermektedir. Doğal olarak insanların çocukluklarının ilk dönemlerinden sonraki oyunları zihinsel gelişimleriyle paralel olarak biçim değiştirmekte zekanın ürünü olmaktadır.
İnsanoğlunun ataları, çevrelerinde gördükleri şeyleri taklit ederek, yaptıkları eylemleri hareketlerle birbirine anlatarak farkında olmadan oyunu yaratmışlardır. Avını avlayan insan avını nasıl avladığını hem kendisinin hem de avının yaptığı hareketleri taklitlerle diğer insanlara anlatmıştır. Daha sonraki dönemlerde sırrını çözemedikleri doğal olaylar karşısında çeşitli eylemlerde bulunmuşlardır. Gündüzlerin ardından gelen gece, şiddetli yağmur, gök gürültüsü, kasırga onları korkutmuş, gündüzün çabucak gelmesi, yağmurun, gök gürültüsünün ve kasırganın bir an önce son bulması için bilinçsiz hareketler yapmışlardır. Bu hareketler zamanla bilinçli yapılan büyüsel törenlere dönüşmüş ve oyun bu aşamada kültürel bir özellik kazanmıştır.
Büyüklerin avlarını nasıl avladıklarını anlatırken onları izleyen çocuklar, onun, elindeki sopasını, taşını, avına nasıl attığını günlük yaşamlarında taklit etmişler ve büyüklerine özenerek benzer hareketleri yapmaya başlamışlardır. Bu tür oyunlar çocuklar tarafından nesilden nesile geliştirilerek aktarılmış ve bugünkü oyunları oluşturmuştur. Kaydırak oyunundaki gibi değneklerle ve taşlarla yere konan bir hedefi vurmak, çeliğe vurup uzağa götürmek, bir grubun çeliği çelerken diğer grubun onu yakalamaya çalışması, saklambaç oyunlarında saklanan oyuncuyu arayan ebenin, sakladığı yerden, ebeden önce kaleye gelmeye çalışan oyuncunun tavır ve hareketleri ilkel insanın avcılık sırasında yaptığı hareketlerin benzeri gibidir.
Çocuk oyunları içerisinde taşla, aşıkla oynanan oyunları genelde en eski oyunlar olarak kabul edilmektedir. Arkeologlar yaptıkları çeşitli araştırmalarda bu oyunları anlatan kabartmalar ve mağara resimleri bulmuşlardır. British Museum’da bulunan topraktan bir heykel iki kızı aşık oynarken göstermektedir. Heykelin yapılış tarihi İ.Ö. 800 yılını göstermektedir. Eski Mısır’da bulunan Orta krallık dönemi duvar resimlerinde oyun tahtası üzerinde oynanan oyunlar, sıçrama oyunları, yine İ.Ö. 2600 yılında Mısır’da Ak-hor mezarında bulunan duvar resminde bir kız el vuruşma oyunu oynarken gösterilmektedir. Yunan çömlek resimlerinde tavlaya benzer bir oyuna rastlanmıştır. Ayrıca aşık, sopayla çember sürme, topaç ve top oyunları oynandığına dair resimler bulunmuştur. Komşu uygarlıklardaki bu örnekleri çoğaltmak mümkündür.
Anadolu’da yaşayan uygarlıklara ait birçok mezar stellerinde de çocuk yaşantısıyla ilgili bilgiler bulunmaktadır. Genç Hitit döneminde Maraş’ta bulunan ortostadlarda ışık kemiği ve kırbaçla oynayan çocuk resimlerine rastlanmaktadır.
Bizans dönemine ait mozaiklerde çember çeviren çocuk, dama, dokuztaş oyunu çizimleri bulunmaktadır. Türklerdeki çocuk oyunlarıyla ilgili yazılı bilgileri de Dede Korkut hikayelerinde buluruz. “ Divanü Lügat-it Türk’te oyun, oyunla ilgili terimlere rastlıyoruz.
Diğer önemli bir kaynak Evliya Çelebi’nin Seyahatname adlı eseridir. Thomas Hyde 1963 tarihinde yazmış olduğu De Ludis Orientalibus adlı eserinde şu Türk oyunlarının tanımını vermiştir. Allı dikli oyunu, Aşık oyunu, Atlanbaç oyunu, Bızdık oyunu, Çalık oyunu, Dokuztaş oyunu, Dur Tut oyunu, El oyunu, Falaka oyunu, Fırlak oyunu, Gerdan oyunu, Koz veya Ceviz oyunu, Kumar oyunu, Mangala oyunu, Siramana oyunu, Satranç oyunu, Sultan oyunu, Tabanca oyunu, Takla oyunu, Tavla oyunu, Tek mi çift mi oyunu, Top oyunu, Tura oyunu, Uzun Eşek oyunu, Yumurta oyunu.
Daha sonraki yıllarda çocuk oyunları nesilden nesile aktarılmak ve zenginleşerek günümüze kadar gelmiştir.